Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Mal Sahibi, Mülk Sahibi, Hani Bunun İlk Sahibi?
#1
 [Resim: DQesON.jpg]
 
 
Mal Sahibi, Mülk Sahibi, Hani Bunun İlk Sahibi? 
 
Neylersin ölüm herkesin başında, 
Uyudun uyanamadın olacak. 
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında. 
Bir namazlık saltanatın olacak, 
Taht misali o musalla taşında… 
 
Cahit Sıtkı Tarancı 
 
Şuan birilerinin sahip olduğu zenginlik ya da mala daha önce 
ne çok kişinin sahip olduğunu, ancak şu an hiç birinden eser 
kalmadığını düşündünüz mü hiç? Dünya var olalı kaç medeniyet 
geldi geçti yeryüzünden. Ne çok şehir inşa edildi, ne ihtişamlı yapılar. 
Milattan önce inşa edilmiş dünyanın yedi harikası vardı hani. 
Keops Piramidi, Babil’in Asma Bahçeleri, Artemis Tapınağı, Zeus Heykeli, 
Rodos Heykeli, İskenderiye Feneri, Halikarnas Mozolesi. 
Keops Piramidi dışında hangisi kaldı ayakta? Yok olup gitmedi mi her biri? 
Tıpkı zamanı geldiğinde şu anki yedi harikanın yok olacağı gibi.
 
Krallar ve imparatorlar. Soylular. Hanedanlar. Hükmedilen topraklar… 
İskender Makedonya’dan Hindistan’a kadar topraklara hükmediyordu 
bir zamanlar. Ya da İstanbul örneğin. Kaç uygarlığa beşiklik etti bunca zaman? 
Roma, Bizans, Osmanlı. Topkapı sarayından yönetilirdi bir zamanlar dünya. 
Koca kralların dizi titrerdi belki geldiğinde saraya. Şimdi tüm dünyadan insanlar 
gelip müze niyetine geziyorlar. Nerede o hükümdarlık, o ihtişam? 
Tüm dünyaya hükmedebilirsiniz, ancak ölüme hükmedemedikten sonra 
neye yarar mülk üzerindeki geçici hâkimiyetiniz? 
 
Sahilde gezerken gördüğümüz ve bazen keşke biz de böyle evlerde 
yaşasak dediğimiz yalılarda daha önce ne çok aile ne çok insan yaşadı 
kim bilir. Yerlerine yenileri geldi tıpkı şu an yaşayanlardan sonra yenilerinin 
geleceği gibi. Yunus’un dediği gibi: “Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi? 
Mal da yalan mülkte yalan. Al biraz da sen oyalan”. 
 
Ölüm, insana, sahip olduğu canın dahi kendisine ait olmadığını öğretir. 
Canının bile gerçek sahibi olmayan birinin maddi şeylerin sahibi olduğunu 
düşünmesi çok anlamsızdır. 
 
Sadece Allah’tır her şeyin gerçek hâkimi. 
Mülk üzerinde irade ve kudret sahibi. Hem mal sahibi, hem mülk sahibi,
hem ilk sahibi, hem tek varisi. İnsan ise hem geçici bir heves, hem de sınırlı 
nefes sahibi. Dünya hayatına dalıp da edindiği tek şeyi, sonsuz yaşama 
nazaran bir oyun ve oyalanmadan ibaret olan geçici dünya nimeti. 
 
[Resim: O4J7OZ.png] 
 
Şöyle yakar: “Ey mülkün Malik’i, sahibi olan Allah’ım! 
Sen mülk ve saltanatı dilediğine verir, mülk ve saltanatı 
dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltir aziz edersin, 
dilediğini alçaltır zelil kılarsın. İmkân, mal ve nimet senin elindedir. 
Sen herşeye kadirsin.” 
 
3 Ali İmran Suresi Ayet 26 39  
 
 
Kefenin Cebi Yok… 
 
“Kefenin Cebi Yok” sözünü duyarız hep büyüklerimizden. Evet, 
çoğumuz bunu bilir ve tekrar ederiz. Peki, kaçımız bunun farkında 
olarak yaşarız? Yani şöyle bir düşünelim; geçici dünya hayatında öleceğini 
bilmesine rağmen, hiç ölmeyecekmiş gibi hayat süren insan, kefenin cebi 
olmadığını bilmesine rağmen, sanki beraberinde uçak dolusu bavul 
götürecekmiş gibi hırslanmakta, doyumsuzluğa, bencillik ve cimriliğe 
kapılmaktadır. 
 
Ölüm daima gözünün önünde olsun. 
O zaman asla âdî endişelere düşmezsin ve 
maddi hiçbir şeyi hırsla arzu etmezsin. 
 
Epiktetos 
 
Maddi şeyler, tıpkı manevi şeylerde olduğu gibi Allah’a gönülden bağlı 
samimi insanlara yakışmaktadır. Kimi insan zenginliği kendi namı, etrafına 
hava atmak, dilediği her şeye sahip olmak ve büyüklenmek için bir gereklilik 
olarak görürken gerçek bir inanan için zenginlik, Allah yolunda yapılacak 
hayırlı işlerde kullanılacak bir araçtır sadece. Çünkü bu inançtaki bir kul bilir 
kendisinin emanetçi, gerçek mülk ve yönetimin sahibinin ise sadece Allah 
olduğunu. Bu yüzden anlamsız hırslara kapılıp maddenin esiri olmaz. 
Bir müslümana yakışır gibi davranır. İnsanları küçük görmez, aşağılamaz. 
Sahip olduklarını Allah yolunda kullanır, ihtiyaç sahipleri ile paylaşır. 
İşte sadece böyle olan kula para ve maddi şeylere sahip olmak yakışır.
 
Bir uçakta yolculuk ettiğimizi hayal edelim. Pilot, uçağın her an yere 
çakılma riskinin olduğunu, bu yüzden ağırlık adına ne varsa uçaktan 
atılması gerektiğini anons etmiş olsun. Herhalde işin ciddiyetini kavrayan 
ve malına en azından kendi hayatından daha fazla kıymet vermeyen herkesin 
bavullarının toptan aşağıya atılmasına, bırakın bavullarını, hayatının kurtulması 
uğruna sahip olduğu tüm malın ve mülkün ihtiyaç sahiplerine dağıtılmasına 
razı olacağı şüphesizdir. Peki, sizce yaşantımızın bu manzaradan ne farkı var? 
Yani acaba oturduğumuz yerde, havada uçarken olduğumuzdan daha mı az 
karşı karşıyayız ölümle? 
 
Evet, genelde bu şekilde düşünmek doğaldır. Ancak yiyip içerken bir anda 
boğulup nefesimizin kesilmeyeceğinin ya da küçük bir damar tıkanıklığı ile 
kalbimizin yetersiz kalmayacağının garantisi nedir? Yani herkesin nefes alabiliyor 
olması, nefes alma olayındaki mükemmelliği azaltacak bir durum mudur? 
Bir an nefessiz kaldığımızı düşünelim sizce bu durumdan kurtulup yine eskisi 
gibi rahat nefes alıp verebilmek için sahip olduğumuz her şeyden vazgeçmez miydik? 
Sadece uçakta yere çakılma korkusu yaşadığımız ya da denizin üstünde azgın 
dalgalarla baş başa kaldığımız zaman mı Allah’a sığınıp, şu dünya hayatının 
geçiciliğini hatırlayacağız? 
 
Büyük Hükümdar Selahattin-i Eyyübi dünyadan göçme zamanının geldiğini 
anlayınca Şeyh-ül İslâm’ı çağırır ve ona: 
 
- Bir insan öldüğü zaman ne kadar kefen gerekir? 
 
- Altı arşın hükümdarım. 
Bir mızrak ve bir kefen getirilmesini ister. 
Bir asker çağırıp: “Bu kefeni mızrağa tak. Bağdat sokaklarında dolaş ve şöyle de: 
 
-Ey ahali! Ülkeler, servetler sahibi Selahattin-i Eyyübi yalancı dünyadan ebedi 
âleme şu kefenden başka servet götüremiyor, ibret alın!..” 
 
Sayısız cenaze törenine katılmışızdır. Musalla taşı üzerinde duran tabutun 
içindeki merhum ya da merhumenin beraberinde kefenden başka bir şey 
bulunduğunu göreniniz oldu mu? Ölüm anından itibaren ölen kişinin dünya 
hayatında ardında bıraktığı makam, mevkii, şan ve şöhretinin kendisine 
herhangi bir faydası var mı? Ölen kişi kim olursa olsun ister bir devlet başkanı, 
zengin bir iş adamı ya da sıradan biri. Geride bırakır şanı, şöhreti, unvanı, malı. 
Er kişi ya da hatun kişi niyetine kılınır namazı. 
 
Yoklansın kafası mezarda her ölenin
Farkı var mı bakalım, hükümdarla kölenin? 
 
Gazneli Mahmut 
 
Bir anlamı var mı geride bırakılan evlerin, arabaların, eşin, dostun, akrabanın,
banka hesaplarının, altın stoklarının ya da borsadaki hisse senetlerinin? 
Ne bunların ne de benzerlerinin hiçbir değeri yoktur artık. İnsanın dünya 
hayatında yaşarken yaptığı kulluk vazifeleri, hayırlar ve ihlâslı davranışlar 
dışında, beraberinde götürebileceği kendisine yarar sağlayacak bir 
güvencesi yoktur. “Benim” dediği canı ve hayatı kendisinin değildir aslında, 
bunu ona verenindir. “Benim” dediği mala da sahip değildir artık, sıra 
varislerinindir. Onlardan da sonrakilere geçecektir. Doğumunda geldiği gibi 
gidecektir bu dünyadan. Gelirken bir şey getirmediği gibi, giderken de bir 
şey götüremeyecektir. 
 
Ana rahminden geldik pazara, 
Bir kefen aldık döndük mezara. 
 
Yunus Emre 
 
Cimridir, doyumsuzdur insan, ama şu gerçeği unutur her defasında: Fizyolojik 
ve biyolojik kapasitesi oldukça sınırlıdır aslında. Örneğin yemeklerle doldursa da 
bir masayı, midesinin alabileceğinden fazlasını yiyemez haliyle. Birden çok sahip 
olduğu hiç bir şeyi, aynı anda kullanamaz. Birden fazla arabaya binemez aynı anda 
ya da birden fazla evde yaşayamaz. Aynı evde yirmi odası olsa aynı anda birden 
fazla odada kalıp, birden fazla yatakta yatamaz. Bedeni ölçüsündedir esasen 
kaplayacağı alan. Binlerce hektar toprağa sahip olsa da örneğin bir insan, 
öldüğünde toprağın altında işgal edeceği yer de bedeni ölçüsündedir. 
Kefeni ise boyu ölçüsünde. 
 
Sırtında birkaç deve yükü hırs, 
tamah var iken, ecel yoluna nasıl gidebilirsin? 
Yüklerini biraz hafiflet ki, mezara sığabilesin. 
 
Abdurrahman Câmi 
 
Evet, cebi yoktur kefenin ve insanın beraberinde götürdüğü tek şey amel 
defteridir. Yaptığı iyilik ve hayırlardır artık yanına kâr kalan varlığı. 
Şayet dünyadayken Allah’ın emirlerine uygun bir kul olarak yaşamışsa hayatını, 
dünyanın bütün servetine değişmez o hayırların tek bir parçasını. 
Pişmanlığı dünyada yaşayamadığı zevkler değildir artık. Anlamıştır gerçekte 
neyin anlamlı ve kazanılmaya değer olduğunu. Gönülden arzu eder yaşarken 
daha fazla hayır yapmayı, amel defterini iyilikler ile doldurmayı, kötülüklerden 
uzak durmayı. Öldükten sonra tekrardan diriltilip, dünya hayatında sahip olduğu 
nimet ve imkânlardan hesaba çekildiğinde, geri dönüp de tüm malını mülkünü 
hayırlı şeyler uğruna sarf etmeyi arzular, o utanç, korku ve pişmanlık sebebiyle.
  
[Resim: O4J7OZ.png] 
 
Sizden birine ölüm gelip de, “Ey Rabbim, yakın bir süreye kadar beni 
geciktirsen de içtenliğimi belgelemek için birşeyler vererek iyilik ve barış 
sevenlerden olsam!” demesinden önce, size rızık olarak verdiklerimizden 
dağıtın. Allah, süresi gelmiş olan bir canı geriye asla bırakmaz! 
Ve Allah, yapıp etmekte olduklarınızı çok iyi haber almaktadır. 
 
63 Münafıkun Suresi Ayet 10-11 
 
Öldüğünde kefene sarılması çok da yabancı değildi aslında insana. 
Öldüğümüzde kefen giydiğimiz gibi hemen hepimiz kundaklanıp sarılmıştık 
bir örtüye doğduğumuzda. Belki de geldiğimiz gibi gideceğimizi ve çok 
kalıcı olmadığımızı anlatıyordu bize bu manzara. Başlangıç ve son aynıydı aslında. 
Tek fark doğduğumuzda sıcacık ana kucağına koymuşlardı bizi, öldüğümüzdeyse
kara toprağın bağrına ve günahsız geldiğimiz dünyadan ayrılıyorduk, günahlarımızla. 
 
Ölüm bu, ne hükümdar tanır, 
ne soytarı; herkesi aynı iştahla yutar. 
 
Victor Hugo 
 
Dünyada malı mülküyle ya da ben falancanın oğluyum, şu benim amcam,
bu dayım diye övünür çoğu insan. Falancanın oğlu, yeğeni olmaktır insanı 
saygın kılan çoğu zaman. Hiç “Ben Allah’ın kuluyum. Allah benim Rabbim. 
Ben ona dayanır ona güvenirim” diyen biri gördünüz mü? 
“Rabbimdir benim sahibim” diyen. Dayısıyla değil de Rabbi ile övünen. 
Oysaki âhirette kimin nesi olduğunuza göre değil, Allah’a ne oranda kulluk 
ettiğinize göre muamele göreceksiniz. Kim olursanız olun, kurtulamazsınız 
ecelin elinden. 
 
Dünya umruna meyleni verme 
Sen de kurtulmazsın ecel elinden 
Ben filanım diye göğsünü germe 
Sen de kurtulmazsın ecel elinden 
İskender de geldi âlemi gezdi 
Zaloğlu Rustem’in tahtını bozdu 
Yunus balığıyla deryayı yüzdü 
O da kurtulmadı ecel elinden 
Söyler derviş Yunus serveti saman 
Tacı tahtı aldı gitti 
Süleyman Lokmanlar derdine olmadı derman 
O da kurtulmadı ecel elinden 
 
Yunus Emre
 
 
Kaynak: (İNSANLAR UYURLAR ÖLÜNCE UYANIRLAR, EMRE DORMAN)
Bul
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi