Hoşgeldin Ziyaretçi
Mesaj atabilmek için forumumuza kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





Forumlarda Ara

(Gelişmiş Arama)

Forum İstatistikleri
» Üye Sayısı: 351
» En Son Üyemiz: axuvugawepu
» Konu Sayısı: 94
» Mesaj Sayısı: 98

Tam İstatistik

Çevrimiçi Kullanıcılar
Şu anda 26 çevrimiçi kullanıcı var.
» 0 üye | 25 Misafir
Bing

En Son Konular
Mal Sahibi, Mülk Sahibi, ...
Forum: Tefekküre Davet
Son Mesaj: Selâm
12-10-2020, 09:00
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 167
İBADET
Forum: İslami Kavramlar
Son Mesaj: Selâm
11-10-2020, 08:11
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 54
FATİHA SURESİ (Ders-4)
Forum: Kur’an-ı Kerim ve Tefsir
Son Mesaj: Selâm
07-09-2020, 23:41
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 234
Cennete Gitmenin Şartı
Forum: Tefekküre Davet
Son Mesaj: Selâm
06-09-2020, 12:39
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 204
ORGAN HİKAYESİ (13+)
Forum: Multimedya
Son Mesaj: Selâm
05-09-2020, 12:54
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 159
Nankörlüğün Sonu
Forum: Tefekküre Davet
Son Mesaj: Selâm
03-09-2020, 11:08
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 209
FATİHA SURESİ (Ders-3)
Forum: Kur’an-ı Kerim ve Tefsir
Son Mesaj: Selâm
03-09-2020, 00:05
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 177
“Kibrin Zehirli Meyvesi: ...
Forum: Makale
Son Mesaj: Selâm
01-09-2020, 21:09
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 181
Hüzne Giden Yol
Forum: Multimedya
Son Mesaj: Selâm
01-09-2020, 12:28
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 201
Herkes Ölüme Eşit Mesafed...
Forum: Tefekküre Davet
Son Mesaj: Selâm
01-09-2020, 10:48
» Cevaplar: 0
» Gösterim: 203

 
  Vatansever Bir Öğretmenin Feryadı
Gönderen: Selâm - 01-09-2020, 08:58 - Forum: Multimedya - Cevap Yok

 
 
 
 

Bu öğeyi yazdır

  Bozkırın Ortasında Bir Deli!
Gönderen: Selâm - 01-09-2020, 08:37 - Forum: Serbest Kürsü - Cevap Yok




Vatansever bir öğretmenin feryadı
 
Ülkeler enerji için birbiriyle savaşırken biz yıllarca rüzgarı ve suyu boşa verdik. 
Bunların değerini yeni yeni anlamaya başladık. 
 
Bir Müslüman için farz-ı kifayeden emekli olmak mümkün değil iken 
biz modaya uyup emekli olduk, kahve köşelerinde pinekledik, evde eşlere yük olduk. 
 
Farzı- kifaye, birileri tarafından karşılanması gereken kamu ihtiyaçlarıdır. 
İçinde yaşadığımız dünyanın ve daha önce de ülkenin mahallenin, yerleşim yerinin, 
ülkenin ihtiyaçları varsa, bunların bir kısmı karşılanmamış duruyorsa, 
herhangi bir kimse de bu ihtiyaçlara el atma ve karınca kararınca karşılama imkanına sahipse 
-bunu yapmadığı takdirde- 
Allah kendisine soracak, savunması yoksa kusurunun karşılığını görecektir. 
Bu şuur hakim olsa hiçbir Müslüman, kendisi ve ailesi için gerekenleri yaptıktan sonra 
geriye kalan vaktini ve imkanını boşa geçiremez.
 
Neler yapabilir?
 
Bu sorunun cevabı bir kitap tutacak kadar uzundur, üstelik kolaydır. 
Burada bir okuyucunun bana yazdığı uzun mektubundan parçalar alarak güzel bir 
örnek sunmakla yetineceğim.
 
Rahim Demirbaş emekli matematik öğretmeni 
Konya Ereğli'sinin Beyören Köyü'nde 1940'ta doğmuş, 
Ankara Yüksek Öğretmen Okulu'ndan mezun olduktan sonra yurdumuzun 
çeşitli bölgelerinde çalışmış 
(Dinar Lisesi, Konya Gazi Lisesi, Çiğli Hava Lisesi, 
Kars Çıldır Lisesi, Iğdır Lisesi, Kayseri Lisesi, İvriz Öğretmen Lisesi, 
Konya Sanat Okulu, Selçuk Üniversitesi), 
emekli olunca kahve köşelerine sığınmak yerine memleketine ve köyüne dönerek 
bir farz-ı kifaye ibadetine/hizmetine başlamış. 
Gerisini kendisinden dinleyelim:
 
"...Benim şu anda en büyük arzularımdan birisi de laftan ziyade orman dikme 
işini hızlandırmak. Çıplak arazide tek bir ağaç düşününüz, onun verdiği oksijen, 
onda yuvalanan kuşlar, onda serinleyen kelebekler, arılar, böcekler, 
onun gölgesinde gölgelenen insanlar ve de canlılar. 
 
Tek bir ağaç. 
  
Bunun milyonlarcasını düşününüz!
 
Köyüm ülkemizin en fakir köylerinden birisi, doğru dürüst suyu ve yolu yok. 
Bir zamanlar 220 hane olan köyümüz şimdi 40 haneye kadar düştü.
 Çoğunda tek başına yaşayan insanlar oturmakta. 
Öldüklerinde kapıları kapanacak. 
Topraklarımız kıraç... Köylerde kimse de yol gösterici olamadı. 
Köylümüz hâlâ ana baba usulü iki taşa bir kuşa diye toprağa tohum atıyor. 
Durum böyle olunca pek çok köy gibi bizim köylü de köyü terk etti. 
Elindeki avucundakini satarak şehre gelen insanımız 200 metrekare yerde köyü yaşamaya çalıştı. 
Çoğu amelelik ve seyyar satıcılık yaparak hayatlarını idameye kalktılar. 
Çocuklarını da çok parlak şekilde okutamadılar. 
 
Bu çocukların çoğu işsizler ordusuna katıldı. Bizim sokak çocukları veya kapkaççı 
deyiverdiğimiz çocuklar; şu an köyde yaşayan çocuklardan değil. 
Şehre göç etmiş ailelerin yavruları...
 
Ben bundan 40 yıl önce beş çuval meşe palamudu bulup geldim. 
Köylülerimizle dağımızın bir bölümüne bunları diktik. 
Palamutların pek çoğu yeşerdi. Ne yazık ki koruma imkanı olmadığı için hayvanlar 
pek azının yaşamasına fırsat verdi. Yine de bu orman sevdamdan vazgeçmedim... 
Allah fırsat verdi, 1998 yılında köyümde taşlık (Traktörle ziraat yapılamaz) arazi ler alıp 
kendi öz imkanlarımla orman dikmeye başladım. 
 
Biraz birikimimle kooperatiften temin ettiğim evimi satarak arazimin 
etrafını hasır telle çevirdim. 8 km mesafeden bir parmak kalınlığında bulduğum bir suyu 
borularla, orman diktiğim araziye getirdim. 
Burada havuzlarda topladım. Bu suyu ağaçlara can suyu olarak kullanıyorum. 
Şu ana kadar 100 çeşide yakın 
(sedir, çam, dişbudak, meşe, mavi servi, mahlep, ceviz, antepfıstığı vs.)
 on bin ağaç diktim. Bu ağaçlar bugüne kadar güzel büyüdü. 
Boyları 50 cm ile 5 m arasında değişiyor. Fırsat buldukça dikime devam ediyorum. 
Tek sıkıntım suyun yetersizliği. 
(ormanı sadece dikmek yetmez. Koruyacaksın, sulayacaksın. En az 100 yıl bekleyeceksin). 
Ormanı yağmalamak ve yakmak çok kolay...
 
Ben şuna inanıyorum: Biz belki dedelerimiz gibi toprak fethedemeyiz, 
ama topraklarımızı 20 kat verimli hale getirirsek sanki 20 kat toprak fethetmiş gibi oluruz. 
 
Ülkemizin her tarafını yağmur ormanları gibi ormanlandırırsak, 
 hem ülkemiz hem de bütün insanlar fayda görür. 
Biz kıyametin kopuyor olduğunu gürsek bile ağaç diken bir kültürün sahibi iken 
nasıl oldu da bu güzel dağlarımız çırılçıplak kaldı? ...
  
Ben ormanı dikmeye başlayalı 8 yıl oldu. 
O günden beri pek çok köylüm çalışma imkanı buldu. 
Eğer benim yaptığımı yapan insanların sayısı çoğalırsa çok kişi köyünü terk etmez. 
Su damlaya damlaya mermeri deler. 
Benim çalışmamı herkese duyurma imkanım yok. 
Duyurma hususunda bana yardımcı olunuz. 
Saygılar sunarım.
  
(Rahim Demirbaş, Emekli matematik öğretmeni 
Hamidiye Mah. Anıt Cad. Ender Ap. No 2 
Ereğli-KONYA Tel 0505 753 9292)
18 Şubat 2007
Pazar
 

 
Kaynak: İslam Hukuku Profesörü 
Hayrettin Karaman'ın internet sitesinden alınmıştır.

Bu öğeyi yazdır

  SU
Gönderen: Selâm - 01-09-2020, 08:04 - Forum: Serbest Kürsü - Cevap Yok




Değerli arkadaşlar biliyoruz ki tüm canlılar için temel besin maddesi sudur.
  
Suyun olmaması durumunda karşılaşacağımız sorunları görmek için güneş sisteminde dünya
 dışında herhangi bir gezegene bakmamız yeterlidir. 
Göreceğimiz yokluktur. 
 
Suyun kirlenmesi ve bilinçli tüketilmeyişi nedeniyle de var olan su kaynaklarımız  hızla azalmaktadır. 
Dolayısıyla dünyamızın her zamankinden daha fazla suya ihtiyacı var.
  
 Dünya yüzeyinin %70'inden fazlası okyanus ve denizler kaplamaktadır. 
Okyanus ve denizlerdeki suyun %97'si tuzlu ve %3'ü tatlı sudur. 
Tatlı suyun %75'i kutuplarda buzul halde ve büyük bir bölümü ise yer altındaki 
derinliklerdedir. 
Bu %3 olan tatlı suyun %1'i içilebilir. 
Yani 3334 bardak sudan sadece 1 bardak su içilebilir durumdadır. 
Altın değerindeki bu maddenin önemi apaçık ortadadır. 
  
Bir an için %1 oranındaki bu tatlı içilebilir suyun olmadığını veya kirletilerek kullanılamadığını düşünelim. 
Tam bir felaket ile karşı karşıya kalırız. Fazla uzağa yani dünyanın dışına çıkmamıza gerek yok 
Afrika' daki kuraklığı ve doğurduğu sonuçları düşünelim yeter.
  
Türkiye nin de bir gün susuz kalabileceğini hiç düşündük mü? 
Belki de içtiğimiz bu servetin farkında bile değiliz. Türkiye'nin çöle dönüşmesini engellemenin 
en önemli yolu kaynaklarımıza sahip çıkmakla mümkündür.
  
Suyun israf edilmemesine yani yerli yerinde kullanılmasına kendi evimizden 
başlamak en başta gelen çözümdür.
  
Ağaçların temel besin kaynağı da sudur. 
Ağaçlar için gerekli olan bütün besinler su ile taşınır. Susuz bir ortamda ağaç 
olmayacağından canlılar yok olur. 
  
Mavi ve yeşilin olmadığı bir dünyada canlılar yaşayamazlar. 
Besin zincirinin en baş halkasında bulunan suyun ortadan kaldırılması ile veya 
kirletilmesi ile kendi dünyamızı ve en önemli besin kaynaklarımız olan meyve, sebze ile birlikte 
hayvanları da yok etmiş olacağız.
  
Bitkisiz bir ortamda su, susuz bir ortamda da bitki olmaz.
 Su döngüsünü düşündüğümüz de sürekli bir devamlılık vardır. 
Bu devamlılığın kesilmesi veya adımlarından bir tanesinin sekteye uğraması durumunda 
denizlerdeki, okyanuslardaki su da yok olmakla karşı karşıya kalacaktır. 
Bizlere verilmiş olan bu güzel dünyayı yok etmiş olacağız. 
Gelecek nesillerimiz susuzlukla yani yoklukla karşı karşıya kalmış olacaklar.
  
Bu yok olmanın belirtileri şimdiden görünmeye başlandı bile. 
Beklide en büyük felaket olan iklim değişikliği kendisini hissettiriyor. İklim değişikliği ile 
dünya yüzeyindeki bütün canlılar büyük tehlikeler ve yok olmayla karşı karşıya kalacaklardır.
  
Çok fazla önemsenmese de saniyede 1 damla damlatan musluk 
yılda yaklaşık 6 ton su kaybına yol açmakta, sifon ise ortalama 8 ton suyu boşa harcamaktadır.
   Diş fırçalarken, el yıkarken ve tıraş olurken 2 dakika açık bırakılan bir musluk 
günde 20 litre su tüketiyor. 5 kişilik bir ailede bu rakam günde 100 litreye ulaşmaktadır.
   Bir otomobilin kova yardımıyla yıkanması sırasında 20 litre su harcanırken, 
yıkama işinin hortumla yapılması durumunda bu miktar 300 litreye kadar çıkabilmektedir.
    
Damlayan bir musluktan boşa akan su, tonlarca su sarfiyatı demektir.
Suyumuzu bilinçli kullanmak hem aile bütçemize, hem ülke ekonomisine, 
hem de gezegenimize iyilikte bulunmaktır. 
Böylece su kaynaklarının uzun vadeli kullanımı mümkün olabilir ve gelecekte 
susuzluk sorunuyla karşılaşmayız.
    
Bu bakımdan bilinçli bir tüketici olarak suyun boşa harcanmaması, 
yani suyun israf edilmeden ihtiyaçlarımızı karşılayacak biçimde kullanılması, 
sorumlu bireyler olarak hepimiz için bir zorunluluktur.
  
Gelin hep beraberce bu dünyayı su zengini bir dünyaya dönüştürelim.
Kurulmuş olan bu mükemmel düzeni koruyalım.
En basit yöntem elimizde: evimizdeki suyun israfının nedenlerini tespit edelim
ve bunlara çözümler bulalım.
 
Suyumuzu doğru yerde doğru şekilde kullanalım.

Bu öğeyi yazdır

  Mutluluğun Resmi
Gönderen: Selâm - 25-08-2020, 09:41 - Forum: Serbest Kürsü - Cevap Yok

Mutluluk var olan yaşamımızı kabullenmekle başlar. Mutluluk var olanın kıymetini bilmektir. 
 
Olması gerekene değil, olana odaklanmaktır. 
 
Sahip olduğumuz şeylerle çok mutlu olacak o kadar çok insan var ki.
 
Descartes, mutluluğu bir ruh memnunluğu ve iç hoşnutluğu olarak tanımlar. 
 
Descartes'e göre mutluluk erdeme, erdem de aklın iyi kullanılmasına bağlıdır.
  
Dolayısıyla aklı doğru kullanmak, erdem sahibi olmak, olgun bir karaktere ulaşmak 
 
huzurlu ve mutlu yaşamanın anahtarıdır.
  
 
[Resim: 6jjjkC.jpg]
 
  
[Resim: LhSKVK.jpg]
 
  
 [Resim: olfwOf.jpg]
 
   
[Resim: s1dQtm.jpg]

Bu öğeyi yazdır

  Kara Delik
Gönderen: Selâm - 23-08-2020, 09:49 - Forum: Hadis-i Şerif - Cevap Yok

 
 
 
 ‘’İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, bir vadi daha ister. 
Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz. Ama Allah, tövbe edenin tövbesini kabul eder.’’
(Buhari, Rikak 10; Müslim, Zekat 116-119. Ayrıca bk. Tirmizi, Zühd 27, Menakıb 32, 64; İbni Mace, Zühd 27)
  
Açıklamalar
 
İnsanın tövbe etmesini gerektiren kabahatleri, herkesin günah diye bildiği bazı aşırı ve Allah’a 
karşı saygısızca yapılmış davranışlardan ibaret değildir. Açgözlülük ve kanaatsizlik de diğer 
günahlar kadar çirkindir. Hadis-i şerif, bunlardan dolayı da Allah’a tövbe edilmesi gerektiğini belirtmektedir.
 
Günahlar insanın manevi dünyasını nasıl hırpalarsa, dünya malına duyulan aşırı hırs da 
tıpkı günahlar gibi insanın geleceğini tehlikeye sokar. Zira insanın tabiatında doyumsuzluk vardır. 
Elde ettiği ile yetinmeme, daha çoğunu isteme duygusu ona hakimdir. 
Bir dere dolusu altınla yetinmeyip bir o kadar daha istemesi, diğer bir rivayette görüldüğü üzere 
‘’iki dere dolusu altını olsa bir üçüncüyü arzu etmesi’’, onun bu huyu sebebiyledir.
Peygamber Efendimiz şu hadisiyle bu doyumsuzluğun asıl sebebini gün ışığına çıkarmıştır:
 
‘’İnsan ihtiyarlasa bile, onun iki duygusu hep genç kalır. 
Biri çok kazanma hırsı, öteki çok yaşama arzusu’’  
(Buhari, Rikak 5; Müslim, Zekat 115).
  
Resul-i Ekrem Efendimizin insanın ‘’ağzını’’, bir diğer rivayete göre 
‘’karnını sadece toprak doyurur’’ buyururken, onu bu açgözlülük derdinden ancak ölüm kurtarabilir; 
ölmeden onun gözü doymaz demek istemiştir. İnsanoğlunun bu doyumsuzluğu 
cimriliğinden kaynaklanmaktadır. Harcamadan biriktirmek cimriliğin en belirgin özelliğidir. 
Bu açığımızı Allah Teala şöyle sergilemektedir:
 
‘’De ki, Rabbimin rahmet hazineleri sizin elinizde olsaydı, 
onu harcayıp tüketmekten korkar, cimrilik ederdiniz. Zaten insan da pek cimridir’’ 
(İsra suresi 100.ayet)

Çok kazanma duygusu ölçülü olduğu, insanı yaratılış gayesinden uzaklaştırmadığı
 sürece faydalı olabilir. Zira çok kazanan bir Müslümanın, elde ettiği servetle daha çok hayır 
ve iyilik yapması arzu edilir. İslamiyet’in verilmesini emrettiği zekat ve sadakayı verebilmek, 
Allah yolunda sarfedilmesini istediği harcamaları yapabilmek için zengin olmak lazımdır. 
Zengin olabilmek için de, insanda çok kazanma arzusu bulunmalıdır. 
Ama gönüldeki bu çok kazanma duygusu ona ahiret hayatını unutturuyorsa, dünya sevgisi onu esir alarak 
bütün gönlüne el koyuyorsa, o takdirde bu duygu son derece tehlikeli bir hale gelmiş demektir.
 
Şükürler olsun ki, Allah Teala insana zararlı duyguları ve aşırı istekleri frenleme gücü vermiştir. 
İradesine hakim olan kimsenin bu nevi zaaflarını kontrol altına alması her zaman mümkündür. 
Dünya malına, dünya zevkine aşırı bağlandığını hissettiği anda Rabbine dönen 
ve el açıp O’ndan yardım isteyen kuluna Cenab-ı Hakk’ın yardım edeceği de hadisimizde müjdelenmiştir.
  
Bu hadis-i şerifte şöyle bir incelik de sezilmektedir. 
İnsanoğlu topraktan yaratıldığı için onun tabiatında toprağın özellikleri vardır. Toprak zaman zaman kurur, 
sıcaktan kavrulur, suya hasret çeker. Onu ancak Allah Teala’nın lütfedeceği bol yağmurlar canlandırabilir.
 İşte o zaman yeniden hayat bulan toprak, gönül okşayan binbir güzelliğini ortaya çıkarır. 
İnsan da böyledir. Onu nefsi ve bitip tükenmeyen hırsı esir alıp da insani özelliklerini kaybettirince,
 yeniden kendine gelebilmesinin yegane yolu Allah’a dönmesi ve O’ndan yardım istemesidir. 
Yoksa dünya malına olan açlığı  artarak devam eder. 
O zaman da topraktan yaratılan bu varlığın gözünü ancak kabir toprağı doyurur.
 
Hadisten Öğrendiklerimiz
 
1- Kanaatkar olmak, Allah Teala’nın verdikleriyle yetinmek güzel bir huydur.
 
2-Açgözlülük insanı dünyada huzursuz ettiği gibi, onu haksızlığa yönelteceği için 
ahiretini de perişan eder.
 
3-Açgözlülük derdinden kurtulmanın yegane çaresi, önce bu dertten kurtarması için 
Allah’a yalvarmak ve açgözlülük sebebiyle yaptığı günahları bağışlaması için ona yönelmektir.
 
4-Allah Teala kötü huylarından dolayı tövbe eden kulunun tövbesini kabul eder.
  
 
Kaynak:  Riyazü’s Salihin, Erkam Yayınları, Cilt 1, Sayfa 196-197-198)

Bu öğeyi yazdır

  Duanın da edebi vardır
Gönderen: Selâm - 22-08-2020, 22:47 - Forum: Dua - Cevap Yok

[Resim: Yeyz12.jpg]
 
Duanın da edebi vardır
 
Dua ile ilgili olarak bir önceki konuda söylediklerimizi tamamlamaya 
çalışalım, ama önce  Whatsapp grupları yoluyla tedavüle giren ve 
Resulüllah’a çirkin bir iftira içeren uydurma sözlerle başlayalım: 
 
Güya Ramazan Cuma günü başlar ve on beşi de cumaya denk gelirse 
pencerelerinizi kapayın ve artık olacak büyük felaketlerden kendinizi 
koruyun, anlamında uzunca bir söz. Hadisçilerin buna verdiği hüküm: 
Münkerdir, uydurmadır, kısaca iftiradır. Bu tür haberleri yayanlarda 
dikkatimizi çeken bir özellik var, bunlar yüzlerce sahih hadisten söz 
etmezler de hep gider böyle uydurma garip sözleri bulur ve yayarlar. 
Bunda şeytanın bir müdahalesi olduğu kesin. Birileri de bu yapılanları 
bahane ederek Sünnet’e ve hadislere toptan karşı çıkarlar. İşte size iki 
hastalıklı uç.

 
İmdi dua edebini de biz Kuranıkerim’den ve onu Resulüllah’ın beyanından 
öğreniyoruz. Bunun genel prensiplerine baktığımızda gördüklerimizden 
biri şudur. İbn Kayyim’in dediği gibi, dua tazim ve talep duası olmak üzere 
ikiye ayrılır. Yani kul dua ederken ya Allah’ı yüce sıfatlarıyla tazim ve 
tebcil ederek isteyeceğini O’na bırakır, talebini sadece hal diliyle arz eder, 
ya da rabbim bana şunu şunu ver diyerek doğrudan ister. Her ikisi de caiz 
olmakla beraber birincisi daha makbuldür. Çünkü Allah kulunun kalbini 
bilir ve O’nun kulunu dua ettirmesinin asıl maksadı da onun kendisini 
hakkıyla tanımasıdır. Bu sebeple ‘duasında beni tazim ve tespih ile 
yetinenin ben de talep edeceği şeye kefil olurum’ anlamında bir kudsi 
hadis de vardır.
 
Bu açıdan Kuranıkerim’e baktığımızda ilginç örneklerle karşılaşırız. 
Allah bize örnek diye pek çok peygamberin yaptığı duaları nakleder.
 Bunlar bize aynı zamanda duanın önemli bir edebini de öğretir. 
Görürüz ki, bu dualarda peygamberler Allah’tan mal mülk ve dünyalık
 istememişler, hatalarını ve acziyetlerini itiraf ederek özellikle bağışlanma
 talep etmişlerdir. Sanki bakın onlar peygamberken istiğfar edip af diliyorlar,
 siz de onları örnek alın, denir gibi. Mesela Âdem (sa) ve Havva annemiz
 şeytana kanmalarından sonra şöyle yakarmışlardı: 
 
‘Rabbimiz biz kendi kendimize haksızlık ettik, eğer sen bizi 
bağışlamazsan biz kesin kaybederiz’. 
 
Onların dualarında öne çıkan özellik, hatanın itirafı ve bağışlanma talebidir, 
yani istiğfardır. Yunus’un (sa) duası da böyledir. O, ‘Allah’ım, senden başka 
ilah yoktur, seni tespih ederim, ben kendime zulmettim’ tespihine devam
 ettiği için Allah onu bağışlamıştır. Ve Eyyub (sa): ‘Rabbim, artık dayanamıyorum, 
senden merhametli kimse yoktur’ demekle yetiniyor ve onca ıstırabına rağmen, 
bana sağlık ver demeye dili varmıyordu. Ama Nuh (sa) gibi, ‘rabbim, ben bu
kâfirleri bunca yıldır gece gündüz hakka davet ettim, onlar ise küfürde ısrar 
ediyorlar, yeryüzünde bunların bir tanesini bile bırakma’ diyenleri de vardır. 
Bu da yine kendi şahsı için bir talep değildir. Gerçi şahsi için olması da caizdir 
ve Zekeriyya (sa) gibi hayırlı bir evlat isteyenleri de vardır. Ama o da bunu 
belki de şahsı için değil, mesajının sürdürülmesi için istemiş olabilir. 
Nitekim ayetin devamı bunu gösterir ve bu duanın semeresi olan oğlu 
Yahya da (sa) bir peygamberdir.
 
Hata ile birisinin ölümüne sebep olduktan sonra Medyen’e doğru tek 
başına firar eden Musa’nın (sa) duasında da başka bir zarafet vardır: 
‘Rabbim, senin bana vereceğin hayra benim ihtiyacım var’. Yani ben
 neyin benim için hayırlı olduğunu bilmiyorum, bunu sen biliyorsun, 
ben senden hayırlı olanı istiyorum diye niyaz ediyor. Sonuç, salih bir 
kulun kızıyla evlenmesidir.
 
Şimdi Kuranıkerim’de bize öğretilen dualardan bir kaçını görelim:
Biz günde onlarca kez okuduğumuz Fatiha’da; ‘Rabbimiz, bizi doğru 
yola koy’ diye dua ederiz. Demek ki, asıl ihtiyacımız budur.
‘Bize dünyada da güzellik ver, ahirette de güzellik ver’. Bu dua kadar 
bütün güzellikleri toplayan bir başka dua yoktur. Geçen yazımızda 
dediğimizi hatırlarsak, demek ki, dünyamızın harap ve perişan olmaması 
için, ele güne muhtaç olmadan çalışmamız da bizden istenmiş oluyor. 
Dünyamızın da güzel olması gerekiyor. O zaman güzel olanın ne 
olduğunu da kaynağından öğrenmeliyiz.
 
‘Rabbimiz bizim mevlamız sensin, inkârcılara karşı bize yardım et’ 
diyoruz, o zaman da bunun gerçekleşmesi için aklımıza hemen Allah’ın 
şu sözü geliyor: ‘Siz Allah’a, yani İslam’a ve Müslümanlara yardım 
ederseniz Allah da size yardım eder’. Önce kendi görevimiz.
 
  ‘Rabbimiz bizi kâfirler için bir fitne yapma’. Yani biz perişan, 
muhtaç, mazlum ve geri kalmış olmayalım ki, onlar bizi görüp de 
İslam’dan soğumasınlar. 
Esas fitne budur.
 
 
Faruk Beşer

Bu öğeyi yazdır

  Dua ile ilgili önemli bir kaç mesele
Gönderen: Selâm - 22-08-2020, 22:25 - Forum: Dua - Cevap Yok

[Resim: YzoxGp.jpg]
 
Dua ile ilgili önemli bir kaç mesele
 
Duanın ibadetin özü olduğunda şüphe yok. Çünkü insan ne kadar 
ibadet ediyor olursa olsun dua ile Allah’a iltica etmiyorsa, sırf
 ibadetiyle görevinin bittiğini zannediyor olabilir. İnsan bu yakarışta 
bulunamıyorsa sanki Allah’a, sen bana ibadet et dedin ben de yaptım, 
artık benim görevim bitti, şimdi sıra sende, demiş gibi bir istiğna 
hissi yaşıyor olabilir. Allah’ın kudret ve azametini hissedip kendi 
acizliğini, itiraf edememiş olabilir. Kısaca Allah’a karşı minnetsiz 
davranmış olabilir. Oysa Allah’ın kulu üzerindeki nimetleri bir an 
sekteye uğrayacak olsa kul hiçbir şey yapamaz. Allah’ın ise hiçbir 
şeye ihtiyacı yok. İhtiyacı olan kuldur. Mümin Allah’a niyazda 
bulunduğu zaman O’nun kendisini gördüğünü, ona icabet ettiğini 
bilir. İçtenliği, samimiyeti ve ihlası oranında duasının karşılığını alır. 
Gerçi duanın sırf psikolojik etkisi bile insanı bir nebze rahatlatmaya yeter.
 
İkinci mesele; dua da tıpkı tevekkül gibi kulun kendine düşeni yaptıktan 
sonra Allah’a müracaat etmesidir. ‘Siz Allah’a yardım ederseniz Allah da 
size yardım eder’. ‘Siz sözünüzü yerine getirin ki, ben de sözümü yerine 
getireyim’. ‘Siz beni anın ki, ben de sizi anayım’ anlamındaki ayetler bunu
 anlatır. Allah’a yardım etmek, O’nun dinine destek çıkmaktır. Şimdi bu 
virüs sebebiyle duaların arttığını görüyoruz. Ama burada sözünü ettiğimiz 
açıdan bir edep ihlali olduğu da açıktır, bu da duaların getirisini azaltır. 
Resulüllah (sa) ‘siz geniş zamanlarınızda Allah’ı anın ki, dar zamanlarınızda da 
Allah sizi ansın’ buyurur. Korkulardan emin olup bolluğa çıkınca kelimenin
tam anlamıyla ‘hayatını yaşayan’ insanların, sıkıştıklarında dua etmelerinin 
ne kadar değeri olabilir. Gerçi bunun yine de şöyle bir faydası düşünülebilir. 
Dara düşmeyince Allah’ı hatırlamadık, O’na iltica etmedik ama hata ettik, 
şimdi hatamızı anladık, bir daha asla böyle yapmayacağız diye düşünülüp 
gelecek için buna karar verilirse, yine de böyle zorda kalınarak yapılan 
duaların uyarılıp çizgiyi düzeltme gibi bir yararı olur.
 
Bir başka mesele de şudur: Böyle zamanlarda Peygamber’in eksik 
bıraktıklarını (haşa) tamamlayan onun sadık yardımcıları virüs 
maskesi gibi seri ve hızlı dua üretimine başlıyor ve; şunu şu kadar 
okursan, üzerine de şu kadar şundan, bu kadar bundan ilave edersen 
hiçbir şeyin kalmaz yollu cazgırlıklarla dinin asaletini ve ana 
maksadını unutturuyorlar. Oysa duanın esası Allah’a gönülden 
yakarıştır. Bunu yapabiliyorsanız söylediğiniz kelimelerin o kadar da 
önemi olmaz. Sihir, sözlerde ve kelimelerde değil, Allah’la olan 
gönülden irtibatınızdadır. Tabii ki, en güzel dualar Kuranıkerim’de 
bize öğretilen dualardır. Ama unutulmasın ki, Kuran’da bulunan 
duaların da bir yerde başka, bir yerde başka olduğunu görüyoruz. 
Sanki demek isteniyor ki, siz bunları isteyin, şunlardan da Allah’a 
sığının, bunu farklı kelimelerle de yapsanız fark etmez. Resulüllah’ın 
yaptığı ve öğrettiği dualarda da bu özellik çok daha belirgindir. 
Onun için yapabilen elbette Kuran’da ve Sünnet’te öğretilen dualarla 
dua etsin, yapamayan, istenecek şeylerde haddi aşmadan kendi 
kelimeleriyle ve içten gelerek istesin. Allah bütün dilleri de bilir 
kalpleri de. Bu arada yiyip içtiklerinin helal olduğuna azami dikkat 
etsin ve Allah’a karşı görevlerini yerine getirsin, sonra da duasının 
boşa gitmeyeceğinden emin olsun.
  
Bir başka mesele şudur: Gerek ayetlerdeki duaların, gerek Resulüllah’ın 
yaptığı duaların aynı zamanda bize bir talim ve bir hedef gösterme 
özelliği vardır. Biz bu dualarda bize istememiz öğretilen şeylerin iyi 
ve olması gereken şeyler, Allah’a sığınmamız istenen şeylerin de kötü 
ve izale edilmesi gereken şeyler olduğunu anlarız. Yani bunlarla bize 
aynı zamanda şöyle denmiş olur: Şunlar şunlar iyi şeylerdir, siz kendi 
çabalarınızla bunları oluşturmaya çalışın, bu konuda kendinize düşeni 
yapın ve bunu Allah’tan da isteyin. Şunlar şunlar da kötü şeylerdir, 
onları da hayatınızdan çıkarmaya ve yok etmeye çalışın. Bu konuda da 
üzerinize düşeni yapın, sonra Allah’tan yardım isteyin, O size yardım edecektir.
 
Dualarımızı Resulüllah Efendimizin öğrettiği dualarla yapmanın şöyle bir 
faydası daha vardır: Biz isterken bile edep sınırlarını gözetemeyebiliriz, 
ama istediğimiz bir şeyi Resulüllah istemişse, ya da biz Allah’a sığındığımız 
bir şeyden o da Allah’a sığınmışsa demek ki, bizim de böyle yapmamız 
yanlış olmaz.
 
 
Faruk Beşer

Bu öğeyi yazdır

  ÇOK RAHATSIZIM
Gönderen: Selâm - 22-08-2020, 21:50 - Forum: Makale - Cevap Yok



ÇOK RAHATSIZIM

İstiklal Marşımızın şu dizelerini çok okuruz.
KİM BU CENNET VATANIN UĞRUNA OLMAZ Kİ FEDA…?
ŞUHEDA FIŞKIRACAK ,TOPRAĞI SIKSAN ŞUHEDA….
CANI CANANI ,BÜTÜN VARIMI ALSIN DA HÜDA….
ETMESİN TEK , VATANIMDAN  BENİ   DÜNYADA CÜDA  …

Diyoruz değil mi? Göğsümüzü kabarta kabarta okuyoruz  İstiklal Marşımızı…
Ama sadece okuyoruz.Vatanını seven insanlar , şu sayacağım ve çok rahatsız  
olduğum , bizar olduğum şeyleri yapar mı?
 
ALLAH BU YERYÜZÜNÜ MÜSLÜMAN İÇİN SECDEGAH KILDI değil mi?
Birileri ,secdegah olan bu  yeryüzüne ve vatan toprağına  ve  o ülkenin 
insanlarına karşı nasıl bir  davranışta bulunuyor acaba hiç gözlediniz mi?
Açığa tüküren, sümküren sokaklarımızı balgamdan geçilmez hale getiren 
 insanlardan  çok rahatsız oluyorum.

Sigara izmaritlerini yere atan, (temizlik işçilerinin bile sokak taşları arasından 
bir türlü temizleyemediği o atıklardan o izmaritlerden) ve buna rağmen ben  
vatanperver bir insanım, yurdumu ve insanımı  çok seviyorum diyen insanlardan 
çok rahatsız  oluyorum…
 
Her köşe bucakta  çöp yığınlarından; kağıtlardan, poşetlerden, şişelerden  
kartonlardan ve daha bir çok şeyin rast gele atılmış olmasından ve bunların 
CENNET VATANIMIN  her karış toprağını kirletmesinden, ''Temizlik imandandır “
dediğimiz halde, hem kirliliğimizden hem önceki imanımızı ve çevre duyarlığımızı 
kaybetmiş olmaktan çok rahatsızım…
 
 
[Resim: jPQ9e7.jpg]

  
Denizlerimizin içinin atık deposu olmasından, her türlü pisliğin denizlere atılarak,  
denizlerimizin kirletilmesinden, bu denizlerden balık ve deniz ürünleri yemek 
durumunda bırakılışımızdan çok rahatsız oluyorum…
  
Rüzgarımızı kesen, sur gibi uzayıp giden yapılaşmadan çok rahatsızım…
Rüzgarın bir nimet olduğunu bilmeyen, şehir planlamasında rüzgarın anlam 
ve önemini kavrayamamış ve dolayısıyla bunu dikkate almayan belediye 
sorumlularından çok rahatsızım… Estetikten yoksun yapılaşmadan çok rahatsızım….
   
 
[Resim: k6oYe1.jpg]
   
Tarihi eser kapsamına alınarak,çürümeye ve ölüme terkedilen yapılarımızın
mahsun, 
suskun, küskün bekleyişinden ve bu yapıların bizleri mutlu etmesi 
gerekirken, aksine 
sebep olunan görüntü kirliliğinden çok rahatsızım.
  
[Resim: u9KjHi.jpg]
  
Yeşilliklerle çevrili ev ve mahallelerimizin yerini, bu bitişik nizam apartmanların  
alması, bu apartmanların pencerelerini, balkonlarını (medeni ülkelerde  buralar  
bir çiçek cenneti iken) çiçeksiz görmekten, kapı önlerinde bir gül ,
bir asma ağacı 
görememekten çok rahatsızım…
 
Evlerin balkonlarından, pencerelerinden günlerce sarkan renk renk
çamaşırlardan 
çok rahatsızım..
 
Komşusunu günün, gecenin her vaktinde gürültü  ederek rahatsız eden, seviyesiz,
düşüncesiz insanlardan çok rahatsızım.. Yine komşusunun başına kilim, halı ve 
her türlü kirli şeyini boca eden, temizlik yaptığını sanan, ama temizlik yaparken en 
yakınlarını ve çevresini kirleten, temizliğin iç – dış ve bütünsel olduğunu bilmeyen  
tembel – cahillerden çok rahatsızım…
 
Hele hele temizik yaptığını sanarak, komşusunun başına sürekli bir şeyler çırpan 
ve bu vesile ile arındığını sanan obsesif kişiliklerden çok rahatsızım…
Yüksek ve üst üste bindirilmiş yapılaşmadan, bu yapılaşmaların içindeki bencil
ve 
yalnız yaşantılardan çok rahatsızım…
 
Her türlü güzelliğin Rabbimizin bir ikramı olarak verildiği, 
“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda  ”  diye başlayıp ama
her türlü  sorumsuzluğun, 
kirliliğin, tahripkarlığın, duyarsızlığın yaşandığı ülkemde 
TAŞKENT OLMUŞ, şehirler 
ve beldeler görmekten çok rahatsızım…
 
Bahçeli, eyvanlı gezembekli, verandalı evlerin sökülerek onların yerine,
daha fazla 
rant elde edeceğim diye mütahitlerin hırslarına kurban ettiğimiz
köşklerin yerini, 
bir kısmı güneşsiz, bir kısmı güneşte kavrulan tek cepheli,
balkonu düdük gibi evlerin 
almasını görmekten ve hatta oralarda yaşamaya
mahkum edilmekten çok rahatsızım…
 
Otopark olmaksızın apartman yapımına izin veren ve bu yüzden otomobiline
yer kapmak 
için komşusu ile kavga ettirilen ve dolayısıyla sosyal barışın
bozulmasına sebebiyet veren, sorumsuz belediyecilik anlayışından çok rahatsızım…
Sokaklardaki hayvanlarının adeta intihar edercesine; çöp bidonlarının içerisinden
ve 
onları sağa sola dağıtarak beslenmeye çalışmalarından  çok rahatsızım .
 
Sokak hayvanlarının bakımsızlığından, mutsuzluğundan, sağlıksız koşullarda  
beslenmelerinden, kışın sokaklara terkedilişlerinden çok rahatsızım…
 
[Resim: Z8EYGA.jpg]
 
O çöp bidonlarının mahalleye yaydığı kokudan ve görüntü kirliliğinden çok rahatsızım..
 
Ya çöpten yiyecek toplayan insanlara, çocuklara karşı duyduğum ferdi ve
toplumsal 
mesuliyetin altında ezilmekten…! Ahhh Onlar, ahh Onlar…O yavrular…
Okula gitmesi 
gerekirken, ayak yalın, baş açık, daha kemikleri sütken ,
süt içip beslenecekken, 
çöp karıştırıp  beslenen  ÇÖP ÇOCUKLARI…
Sizlerin hesabını ALLAH  bize sormayacak mı?
Sizlerin mağduriyetini düşünmekten  yüklemiş olduğunuz,
mes’uliyetinizin altında 
ezilmekten çok rahatsızım….
  
[Resim: z9qdTR.jpg]
  
Kavmiyetiyle, soyu ve sülalesiyle, siyasi lideriyle, ideolojisiyle, eşiyle, çocuğuyla,
malıyla, güzelliğiyle, zekasıyla övünen insanlardan çok rahatsızım.
Sırf muhalefet 
olsun diye her türlü iyiliği inkar eden, hakkaniyetli düşünmek istemeyen,
hakkı teslim 
etmek istemeyen insanlardan çok rahatsızım…
 
Kendisi için hak gördüğünü, başkası için (NAHAK gören), hak olarak görmeyen, 
insanlardan çok rahatsızım…
 
Kendisi için istediğini, diğer insanlar için istemeyen, kendisi için istemediğini  
diğer insanlar için isteyen; adaletsiz, nobran (bencil ) insanlardan çok rahatsızım…
Okumayan veya tek yönlü okuyan, kendini yenilemeyen, değişimi sevmeyen,
değişmeyen insanlardan çok rahatsızım…
 
BEN, BİR AT SİNEĞİYİM DİYOR SOKRAT, SİZ RAHATSIZ DEĞİL MİSİNİZ ?
DAHA GÜZEL BİR DÜNA KURAMAZ  MIYIZ? BENCE KURABİLİRİZ….
ÇÜNKÜ PEYGAMBERİMİZ KURMUŞTU….


Selam ve dua ile kalınız…


Semra Firengiz

Bu öğeyi yazdır

  Duaları Meleklerin Duasıyla Değiştirmek
Gönderen: Selâm - 21-08-2020, 09:30 - Forum: Dua - Cevap Yok

[Resim: MX2Ubj.jpg]

 
 
Dualarımızı meleklerin dualariyla değiştiriyor değerlendiriyoruz.Alın size ispatı...
 
Ebü’d-Derdâ radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle 
buyururken dinlediğini söylemiştir:
 
“Bir müslümanın, yanında bulunmayan din kardeşine yapacağı dua kabul olunur. 
Bir kimse din kardeşine hayır dua ettikçe, yanında bulunan görevli bir melek ona,
‘duan kabul olsun, aynı şeyler sana da verilsin’ 
diye dua eder.” 
(Müslim, Zikir 87, 88. Ayrıca bk. İbni Mâce, Menâsik 5)
 
[Resim: PXYJXp.png]
 
Mü’minlerin birbirlerini sevmeleri, birbirlerinin iyiliğini ve saâdetini istemeleri, 
bunun için de birbirlerine hayır dua etmeleri Cenâb-ı Mevlâ’yı son derece memnun etmektedir.
   
Başkalarını düşünecek kadar geniş bir gönüle sahip olan böyle kullarını mükâfatlandırmak 
için de hadîs-i şerîfte anlatılan yola başvurmaktadır. Şöyle ki, bir kimse din kardeşinin hayrını istediğinde 
veya onun başındaki bir sıkıntının giderilmesi için dua ettiğinde, yanında görevli olan melek, duasına
 “âmin” yani “Allah duanı kabul etsin” 
demekte, sonra da 
“Kardeşin için istediğin şeyler sana da verilsin” 
temennisinde bulunmaktadır. Bir müslümana onun duymayacağı şekilde dua etmek 
riyâ ve gösterişten tamamen uzak olacağı için Allah katında daha makbuldür.
  
 
[Resim: PXYJXp.png]  
 
Ömer İbnü'l-Hattâb’ın umre yapmak için Resûl-i Ekrem Efendimiz’den izin istediğini,
 onun da Hz. Ömer’e: 
  
''Bizi duanda unutma, sevgili kardeşim!"
veya "Sevgili kardeşim! Bizi de duana ortak et!"
  
buyuruyor. Şu halde biz hem müslüman kardeşlerimiz için dua etmeli hem de onlardan bize 
dua etmelerini istemeliyiz.
 
Şüphesiz dua etmekten daha önemlisi, yapılan duaya âmin diyecek temiz ve günahsız 
bir ağız bulabilmektir. Duamıza âmin diyecek temiz bir ağız bulabilmek için neler fedâ etmeyiz.
 Halbuki Yüce Rabbimiz böyle eşsiz bir imkânı her birimize lutfetmiştir. 
Ağzı dualı kulları başka yerde aramaya gerek yoktur. Onlar baş ucumuzda durmakta 
ve din kardeşlerimiz için yapacağımız dualara âmin demeyi beklemektedirler. 
Akıllı insanlar, kendilerine verilen fırsatları değerlendirmesini bilen kimselerdir.
 
[Resim: PXYJXp.png]
 
HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ
 
1- Müslümanlar birbirleri için dua etmelidir.
 
2- Etrafımızda, birbirimiz için yapacağımız duaya “âmin” diyecek ve birbirimiz için 
istediğimiz şeylerin bir mislinin de bize verilmesini temenni edecek melekler vardır.
 
  
Kaynak: Riyazüs Salihin, Hadis-i Şerif Tercümesi, Erkam Yayınları

Bu öğeyi yazdır

  Hicri Yılbaşı'nı Nasıl İhya Edelim?
Gönderen: Selâm - 21-08-2020, 08:55 - Forum: Multimedya - Cevap Yok

Bu öğeyi yazdır